Skidata Global Blog

Şehir Otopark Yönetimi | Veri Sahipliği ve Mobilite Merkezleri

Written by Thomas Doppler | 27 Eki 2026 02:22:02

Kentlerin daha akıllı mobilite merkezleri kurmasını neyin engellediğini sorun; düzenli bir yanıt alırsınız: yatırımın ekonomik gerekçesi, sakinlerin tepkisi ya da kurum içi silolar. Gerçek yanıt daha karmaşık: Bunların hepsi, birbirine sıkı sıkıya bağlı. Birini çözersiniz, diğeri karşınıza çıkar. Ve bu düğümün merkezinde, konferanslarda kimsenin konuşmaktan hoşlanmadığı iki konu yer alır: verinin sahibi kim ve hangi maliyeti kim üstleniyor?

 

Silo sorunu, kılık değiştirmiş bir maliyet sorunudur

Büyük bir etkinlik alanının yanında yükselen yeni bir bölge hayal edin. Tipik bir şehirde inşaatla bir birim, mobiliteyle başka bir birim, otoparkla da üçüncü bir birim ilgilenir. Her birinin kendi sorumluluk alanı, bütçesi ve başarı ölçütleri vardır. Gerçekten akıllı ve alanı verimli kullanan bir çözüm oluşturmak için hepsinin aynı çizgide buluşması gerekir; üstelik daha tek bir fatura kesilmeden önce.

Çünkü koordinasyon sorununun altında bir maliyet sorunu yatar. Tek bir otopark tesisi etkinlik ziyaretçilerine, bölge sakinlerine ve işe gidip gelenlere hizmet verebilir; ancak maliyetleri, her biri yalnızca kendi payını gören farklı birimler arasında dağılır. Tesisin maliyetini kim karşılayacak, işletmeyi kim finanse edecek, tesisin sahibi kim olacak? Bir mobilite merkezinin yapım maliyeti yüksek olduğunda, getirisi nadiren tek bir birimin bütçesinde karşılığını bulur; hiç kimse bu değeri sahiplenemiyorsa, dünyanın en iyi ekonomik gerekçesi bile ilerleyemez.

Siloları bir PowerPoint slaytıyla ortadan kaldıramazsınız. Ancak herkese olup bitene dair aynı güvenilir görünümü sunarak onları çok daha az engelleyici hâle getirebilirsiniz. Otopark ve mobilite verilerinin devreye girdiği nokta da tam olarak burasıdır.

 

“Alanın sahibi biziz, dolayısıyla verinin de sahibi biziz”

Şehirlerin giderek daha fazla dile getirdiği mantık şu: Amsterdam Belediyesi Mobilite ve Kamusal Alan Departmanı stratejisti Willem van Heijningen bunu şöyle açıklıyor: “Kamusal alanın, oradaki park alanları da dâhil, sahibi biziz. Nereye gidileceğini gösteren yönlendirme tabelaları da bize ait… Bu nedenle otopark verilerinin de sahibi olmamız bana mantıklı geliyor.” Haklı; iş ortakları da bu yaklaşımı karşısına almak yerine desteklemelidir.

 

 

Asıl değer verinin kendisinde değil, görünür kıldığı ilişkidedir. Kaynakları bir araya getirdiğinizde arz ve talebi ilk kez yan yana görebilirsiniz: Ne türden kaç kişinin geldiğini ve karşılığında ne kadar boş park alanı bulunduğunu.

Ziyaretçiler de birbirinin yerine geçebilecek kişiler değildir: Kiminin erişilebilir bir park yerine, kiminin aile olarak daha fazla alana ihtiyacı vardır; bazıları erken gelir, bazıları ise tam zamanında. Bu ihtiyaçları gerçek doluluk bilgisiyle eşleştirdiğinizde herkes daha iyi bir ulaşım deneyimi yaşar ve bölgenin yaşanabilirliği artar. Burada verinin amacı budur. Gösterge panelleri değil, daha isabetli eşleştirmeler.

 

Verinin sahipliği müşteride kalır

İş ortağının kendi rolü konusunda disiplinli olması gereken nokta burasıdır. Otopark verileri, ister özel bir otopark işletmecisi ister şehir olsun, her zaman müşteride kalmalıdır. Bizim görevimiz veriyi biriktirmek değildir. Verinin standartlaştırılmış ve güvenli biçimde toplanmasına ve analiz edilmesine yardımcı olmak, ardından da anlamlandırılmasını sağlayacak araçları sunmaktır.

Bu ayrım, göründüğünden daha önemlidir. Amsterdam gibi bir şehir zaten zor kısmı yapıyor: Bir düzineden fazla kaynaktan gelen bilgileri bir araya getiriyor, anlamlandırıyor ve buna göre politikalarını uyarlıyor. İhtiyacı olan son şey, kendi verisini başkasının varlığına dönüştüren bir bağımlılıktır. Doğru yaklaşım bunun tam tersidir: standartlaştırılmış, taşınabilir veriler; açık arayüzler; ve içgörüye erişimi zorlaştırmak yerine kolaylaştıran analiz araçları.

Bu yaklaşım, SKIDATA Connect'in temelini oluşturur: karmaşanın üzerine eklenen bir katman değil, altında yer alan tek bir omurga. Böylece yol üstü ve yol dışı otoparklar tek bir sistem olarak çalışır ve temiz veriler şehrin mevcut toplu taşıma ve MaaS platformlarına akar.

  • Linköping bunun en açık kanıtıdır: SKIDATA Connect üzerinde 18'in üzerinde kapalı otopark, yol üstü ve yol dışı otoparklar tek bir sistem olarak çalışıyor; tüm kullanıcı verileri üzerinde tam kontrol sağlanıyor ve arada üçüncü taraf bir platform bulunmuyor.

  • Floransa aynı modeli büyük ölçekte uyguluyor: 15 lokasyon ve 6.000'den fazla park yeri tek bir bütün olarak yönetiliyor, süreç uçtan uca biletsiz işliyor ve 2024 geliri 14,78 milyon avroya ulaşıyor.

  • Ve Amsterdam'da aynı platform, Servicehuis Parkeren aracılığıyla ulusal park etme hakları sistemine entegre oluyor; veriler standartlaştırılmış, güvenli ve şehrin kontrolünde kalıyor.

“Bağlantılı” olmak, doğru iş ortaklarını seçmek demektir

“Bağlantılı” sözcüğü fazlasıyla kullanılıyor; bu yüzden somutlaştıralım. Uygulamada bu, açık arayüzler, standartlaştırılmış veriler ve aynı derecede önemli olarak, aynı hedefi paylaşan kişilerle iş ortaklığı kurmak demektir. Kesintisiz bir yolculuk tek bir sistemden doğamaz; ortak bir amaç etrafında iş birliği yapan birden fazla paydaş gerekir.

Dolayısıyla gerçek bir sonraki adım yeni bir platform değildir. Açık diyalog, dürüst iş birliği ve gerçek bir şehrin karmaşıklığında çözümleri pilot olarak uygulama cesaretidir. Standartlar ve kimin neyin sahibi olduğu konusunda uzlaşarak siloları aşın. Veriyi müşteride tutun. Aynı sonuca ulaşmak isteyen iş ortaklarını seçin. Bunu yaptığınızda ekonomik gerekçe, benimsenme ve koordinasyonun tümü kolaylaşır; çünkü bunlar aslında hiçbir zaman birbirinden ayrı sorunlar değildi.

 

İlgili okumalar: